erecekliler.sitemynet.com
SITENIZE HOS GELDINIZ MESAJ BIRAK ARKADAŞLAR ERZINCAN ERECEK KOYU RESIMLERI ŞİİRLER VE İLGİNÇ ÖNERİLER AİLEM DINI BILGILER ANNELER GUNU MSJLARI

ŞİİRLER VE İLGİNÇ ÖNERİLER

ERZİNCAN YÖRESİ ŞİİRLERİ

DOĞDUĞUM KÖY; ERECEK

Emsalin var mıdır,Erecek köyüm?
"Rızvanoğlu"sende "bayramlar" sende.
Büyüdüğüm ocak,ekmeğim suyum.
"Reisoğlu" sende "Derolar" sende ...

Sende evet... sende "Hasngillerde"
Akraba dost,"Musa Çavuş" silsile,
Munzur dağdan bir yel,'Selahgillerde'
'Temur-Sırma,Şefik-Sultangil'sende...

Dedekligil tutmuş, çayın başını.
Demirciler döver,demir hasını.
Bir tutarlar,düğününü-yasını.
Şaban emmi... sende yaşa..sinemde..!

Muhacirler, Kafkaslardan hatıra.
Çobanın, sabanın bilmem ne yara...!
Bu yara hasrettir....sığmaz satıra.
Aglayan....gülenler,erenler sende..

Dede'nin gözesi, köyün çeşmesi.
Yüreği farıtır, hoştur içmesi.
Gelinlerin sohbet yeri, neşesi.
Zevk ile sefanı sürenler sende.

Ziyaretlerin var; gidip görmeye.
Kah yüzün sürmeye, kahi dileğe.
Artık acelem var, sana ermeğe
Gece rüyalara girenler sende....

Nice insan sana gönül bağladı.
Bazen mutlu oldu, bazen ağladı.
Ahrete göçenin ismi ve adı.
Sağlığında emek verenler sende....

Adı ulvi amma....ilginç bir köydü.
'İbiş ağa',zulasıyla ünlüydü.....
'Hamit ağa'ise,doğru sözlüydü.
'Eşref Çavuş',gayet para gözlüydü
Nam bırakıp,kendi ölenler sende...

YAKUP GÜRBÜZ




--------------------------------------------------------------------------------


ERZİNCAN DEPREMİ (2690 Hit)

Bir kara haberki zor konur adı
Duyanın kırılır kolu kanadı
Felek ikide bir atar tokadı
Yazım der sineye çeker Erzincan
Yazım der göz yaşı döker Erzincan


Erzincan'da dağlar gökle öpüşür
Yiğitleri ecel ile kapışır
Çok katlı binalar yere yapışır
Çöküntüde kalan candır Erzincan
Toprağın emdiği kandır Erzincan


Çok konuğun oldum içinden geçtim
Ekmeğinden yedim, suyundan içtim
Gönlüme ben seni bir mesken seçtim
Şimdi o meskenin mezar Erzincan
Dilim konuşmaktan bizar Erzincan


Karakoç bu kırım bir gün yıkılır mı
Hasletde vuslatda kurşun erir mi
Sormayın rengini mor mu sarımı
Al yeşilken şimdi kara Erzincan
Almış yüreğinden yara Erzincan

ABDURRAHİM KARAKOÇ

Sigaranında faydası mı olurmuş, demeyin. İşte o kadar kötülenen her fırsatta iftiralara mağruz kalan sigaranın faydaları :


*Sigara içeni köpek ısırmaz; çünkü yanında baston taşır.

*Evine hırsız girmez; çünkü sabahlara kadar öksürür.

*Üzerine sinek konmaz; çünkü buram buram nikotin kokar.

*Fazla yorulmaz; çünkü yorulunca tıkanacağını bilir.

*Yürümek için zorlanmaz; çünkü tekerlekli iskemlede gezdirilir.

*İhtiyarlamaz; çünkü genç yaşlarda sevdiklerine kavuşur.

*Yüzlerine renk gelir; çünkü dişleri ve bıyıkları sapsarı olur.

*Vücutları bir kuş gibi hafifler; çünkü ileri dönemdeki dolaşım bozukluğundan ötürü önce parmakları, sonra da el ve ayakları kesilir.


==İşte sigaranın faydaları, tiryakilere afiyet olsun...==

Bakalım adımız Japonca neymiş

*A- ka * B- tu * C- mi * D- te * E-ku * F- lu

*G- ji * H- ri *I- ki *J- zu *K- me *L- ta

*M- rin *N- to *O-mo *P- no *Q- ke *R-shi

*S- ari *T-chi *U- do *V- ru *W-mei *X-na

*Y- fu *Z- zi

Benimki; RİNKARİRİNDOCHİ

ÇAGRI
(KERKÜK YÖRESİNDEN TÜRKİYE'YE YARDIM ÇAGRISIDIR)

Oğuzam
Türk menem...
Bayatlardan Türkmenem...
Damarlarındaki asil kan
Aslına çektiğin ırk menem...
Yaprağın asılı dallar,
Gövdeni taşıyan kök menem...
Yolunu gözleyen yar
Aşkınla çarpan yürek menem...
Can içre canan bilmişem gavim gardaş, nerdesen...

Yedi koldan,
Yirmidört boydan
Gelmişem Orta Asyadan...
Yayından fırlayan ok
Huduttan hududa atılan mızrak
Deli havalar soluyan kısrak
Gibi esmişem...
Az gitmişem, uz gitmişem
Dere tepe düz gitmişem...
Kuş uçmaz kervan geçmez dağları
Göçebe adımlarla gezmişem...
Irağı yakın, yurdumu Irak eylemişem...
Tırnaklarımla oymuşam tortu kayaları
Kıraç toprakları gözyaşlarımla sulak etmişem...
Kızgın tohumlar serpmişem,
Emek vermişem,
Aşa getirmişem...
Türk illerine haber salmışam
Gavim gardaş, nerdesen...
Selçuklu şah-ı sultanlarım adım atmış otağıma
Kapıda karşılamışam civan mert erlerimi
Başım gözüm üstüne berhudar ağırlamışam...
Musul"da Zengiler
Kerkük"te Kıpçaklar
Erbil"de Beg Teginliler
Yiğit yatağı Atabegler kurmuşam
Dokuz başlı tuğlar aparmışam yad ellere
Türk"ün adını âlemlere duyurmuşam...
Bayındır Kızanı torunlarımı kucaklamışam
Bahar coşkusu Akkoyunlar gibi ovalara yayılmışam...
Sultan Cined"in emaneti
Şah İsmailimle pişirmişem ham yanlarımı
Ocağımda tüten Safevi ateşiyle alev alev yanmışam...
Genç Osmanlıyla açmışam Bağdat"ın kapısını
Cahiliye devrini hepten kapatmışam...
Dil, din ve ırk özgürlüğüyle donatmışam halkları
Çıra gibi aydınlatmışam kör karanlık tarihi
Çevreme ilim, irfan, ışık saçmışam...
Derin hülyalara dalmışam gavim gardaş, nerdesen...

Ne zaman ki
Türk birliğine diş bilemiş düşman
Çapraz fişek silahıma davranmışam...
Zırnık ödün vermemişem haa sevgimden
Korkmamışam heç
Ölümleri kuşanmışam...
Yalın ayak koşmuşam Kafkas cephelerine
Sarıkamış harekâtına katılmışam...
Buz kesmiş yüreğim Allah-u Ekber Dağlarında
Katmer katmer kefensiz donmuşam...
Çanakkale"de etten duvar olmuşam
Göğüs göğüse çarpışmışam Allah vekil
Bir adım geçirmemişem gâvuru öteye
Üst üste cansız yığılmışam...
Nasıl ki
Harb-i cihanlarla zayıflamışam
Güçten kudretten düşmüşem heyhat!
Yeraltı kaya yağlarım sulandırmış ağızları
Hemhal manda manda paylaşılmışam...
Öyle ki
Et ve tırnak misali ayrılmışam
Süt kuzu yavru gibi koparılmışam Anadolu"dan
Yılanlar tıslamış
Köpekler hırlamış ardımdan,
Sahipsiz kalmışam gavim gardaş,nerdesen...

Lord planları tayin etmiş kaderimi
Misak-i milli sınırlar dışına çıkarılmışam...
İtilmişem, kakılmışam, horlanmışam külliyen
Tekme tokat yerlere yatırılmışam...
Dağ ayılarının önüne atılmışam yaralı
Çöl develerinin hörgücüne tepe taklak asılmışam...
Türk menem demişem
Türkçe söylemişem
Eskiyaka"da kurşunlara dizilmişem...
Emeğimin hakkını istemişem
Gavurbağ"da linç edilmişem...
Adalet beklemişem
İplere gerilmişem...
Eşitlik yeğlemişem,
Zab suyu kana bulanmış
Altunköprü"de ekin gibi biçilmişem...
El insaf vicdan dilemişem
Zindanlara sürülmüşem...
Çığlıklarım katlimin sâlası
Diri diri gömülmüşem gavim gardaş, nerdesen...

Duy hele
Kimliğim değiştirilmiş
El-Temim olmuş Türkmen Kerkük
Hafızalardan kazınmışam...
Baas Baas bağırmışlar partizanca
Kin kusmuşlar yüzüm barabarı,
Evimden yurdumdan göçe zorlanmışam...
Kollarım kırılmış omuzlarımdan
İşkencelerle yoğrulmuşam...
Gözlerim kan çanağı
Fincan fincan oyulmuşam...
Ölmem yetmemiş kâfire
İp sarılmış cesedime
Sokaklarda dolaştırılmışam...
Cıncık gibi ortalığa saçılmış cism-i bedenim
Lime lime dağılmışam gavim gardaş, nerdesen...

Beterin beteri var...
Biri getmiş, ötekiler gelmiş...
Yağmurdan kaçarken doluya tutulmuşam...
Mavzerler çevrilmiş üzerime
Tetiklere sarılmış Puştlar
Merhamet beklerken, zulüm bulmuşam...
Böyük devletlerin böyük oyunu
Yok etmek Türk"ün soyunu
Çoraplar örülmüş
Çuvallar geçirilmiş başıma
Aslanım; kediye boğulmuşam...
Okumak yazmak yok...
Dilim damağıma bağlanmış
Düşünmem, konuşmam, kızmam yasak...
Başın kaldırıp bakmak
Gözün ucuyla süzmek ne cüret...
Elim ayağıma dolanmış
Oturmam, yürümem, gezmem yasak...
Taş kesilmişem gavim gardaş, nerdesen...

Di gah gel...
Di gel ölem di gel...
Adına gurban olam di gel...
Alnına kanım çalam di gel...
Bayrağım göğün mavi gülü, ay yıldızım sen...
Yurdum Türkmen eli, can özüm sen...
Soyum sopum Türkoğlu, yüzüm sürdüğüm izim sen...
Oy men ölmüşem gavim gardaş, nerdesen

ANASAYFAYA DÖN

SAKARYA TÜRKÜSÜ

İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya:
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.

Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.

Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir:
Oluklar çift, birinden nur akar, birinden kir.

Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kainat:
Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!

Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne?
Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine:

Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?

Rabb'im isterse, sular büklüm büklüm burulur.
Sırtına Sakarya'nın, Türk tarihi vurulur.

Eyvah, eyvah, Sakarya'm, sana mı düştü bu yük?
Bu dâvâ hor, bu dâvâ öksüz, bu dâvâ büyük!..

Ne ağır imtihandır, başındaki Sakarya!
Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?

İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal;
Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,

Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan:
Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan!

Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân;
Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!

Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu?
Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?

Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna?
Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?

Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?
Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!

Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;
Sakarya, kandillere katran döktü geceler.

Vicdan azabına eş kayna kayna Sakarya.
Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!

İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su:
Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.

Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek:
Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?

Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!
Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!

Sakarya, saf çocuğu, mâsum Anadolu'nun,
Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!

Sen ve ben, gözyaşıyle ıslanmış hamurdanız;
Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!

Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!

Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz:
Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber kılavuz!

Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya:
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!

NECİP FAZIL KISAKÜREK

BİR YOLCUYA
( Bu şiir Gelibolu yamaçlarında yazıldı.).


Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın,
Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın,
Bir vatan kalbinin attığı yerdir.

Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda,
Gördüğüm bu tümsek, Anadolunda,
İstiklal uğrunda, namus yolunda,
Can veren Mehmedin yattığı yerdir.

Bu tümsek, koparken büyük zelzele,
Son vatan parçası geçerken ele,
Mehmedin düşmanı boğuldu sele,
Mübarek kanını kattığı yerdir.

Düşün ki, hasrolan kan, kemik, etin
Yaptığı bu tümsek, amansız, çetin,
Bir harbin sonunda, bütün milletin,
Hürriyet zevkini tattığı yerdir.

NECMETTİN HALİL ONAN

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE

Şu Boğaz Harbi Nedir? Var mı ki dünyada eşi?

En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,

-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara;ya

Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,

Ne hayasızca tahaşşüd ki ufuklar kapalı!

Nerde-gösterdiği vahşetle;bu: bir Avrupalı;

Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi

Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!

Eski Dünya, Yeni Dünya bütün akvam-ı beşer

Kaynıyor kum gibi, Mahşer mi, hakikat mahşer.

Yedi iklimi cihanın duruyor karşında,

Osrtralya;yla beraber bakıyorsun ; Kanada!

Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk.

Sade bir hadise var ortada : Vahşetler denk.

Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne bela...

Hani tauna da zuldür bu rezil istila...

Ah o yirminci asır yok mu, o mahluk-i asil,

Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkiyle sefil,

Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;

Döktü karnındaki esrarı hayasızcasına,

Maske yırtılmasa hala bize affetti o yüz ...

Medeniyet denilen kahbe, hakikat yüzsüz.

Sonra mel;undaki tahribe müvekkel esbab,

Öyle müthiş ki: Eder her biri bir mülkü harab.

Öteden saikalar parçalıyor afakı;

Beriden zelzeleler kaldırıyor amakı;

Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;

Sönüyor göğsünün üstünde o aslan neferin.

Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,

Atılan her lağımın yaktığı: Yüzlerce adam.

Ölüm indirmede gökler, ölü püskürtme de yer

O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...

Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,

Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.

Saçıyor zırha bürünmüş de namerd eller,

Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.

Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,

Sürü halinde gezerken sayısız tayyare.

Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...

Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!

Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;

Alınır kala mı göğsündeki kat kat iman?

Hangi kuvvet onu, başa, edecek kahrına ram?

Çünkü tesis-i ilahi o metin istihkam.

Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,

Beşerin azmini tevkif edemez sun-i beşer;

Bir göğüslerse Hudanın edebi serhaddi;

O benim sun-i bediim, onu çiğnetme dedi.

Asımın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:

İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.

Şuheda gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...

O, rukü olmasa, dünyaya eğilmez başlar,

Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,

Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!

Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.

Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor Tevhidi...

Bedrin aslanları ancak, bu kadar şanlı idi.

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?

Gömelim gel seni tarihe desem, sığmazsın.

Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitab...

Seni ancak ebediyetler eder istiab.

Bu, taşındır diyerek Kabeyi diksem başına;

Ruhumun vayhini duysam da geçirsem taşına;

Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namıyle;

Kanayan lahdine çeksem bütün ecramıyle;

Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;

Yedi kandilli Süreyyayı uzatsan oradan;

Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına;

Uzanırken, gece mehtabı getirsem yanına,

Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;

Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;

Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...

Yine bir şey yapabildim diyemem hatırına.

Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,

Şarkın en sevgili sultanını Salahaddini,

Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran...

Sen ki, İslamı kuşatmış, boğuyorken hüsran,

O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;

Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;

Sen ki, asara gömülsen taşacaksın... Heyhat,

Sana gelmez bu ufukalar, seni almaz bu cihat...

Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,

Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.

MEHMET AKİF ERSOY

frog2.gif

Ah Erzincan'ım

On üç Mart , ramazan teravih vakti,
Müminler sel gibi camiye aktı,
Şehir secdelerle yıkanacaktı,

Yıkılarak viran oldu Erzincan,
Gül idi, sarsıldı, soldu Erzincan.

Binalar yıkıldı, kurudu bağlar,
Gözyaşı dikmekte bulutlar, dağlar,
Fırat coşkun Fırat, hüzünle çağlar,

Ah ü figanlarla yandı Erzincan,
Çileye boyanan candı Erzincan.

İçli bir ağıtı yaktı Şelâle,
Tutuştu yürekler, Erzincan ile.
Günler gece oldu, geceler çile,

Ah derim, yanarım, canım Erzincan,
Kurudu: gözyaşım, kanım Erzincan.

Kimi vefat etti, muhtaç duaya,
Kimi hasret kaldı, ana babaya.
Yüzlercesi birden Terzibaba’ya,

Beyaz kefeniyle girdi Erzincan,
Yüklendi; acıyı, derdi Erzincan.

'Erzincan'da bir kuş...kolu kanadı,
Kırılmış, göklere çıkar feryadı,
Yanık bir destandır, Erzincan adı,

Adın acım, dört bir yanım Erzincan,
Dualar seninle canım Erzincan.


ÖNERİLER

RENKLERİN DİLİ

KIRMIZI : istah acar. O yuzden dunyadaki gida firmalarinin cogu logosunda kirmiziyi kullanir. Kirmizi tansiyonu yukseltir, kan akisini hizlandirir.Yanlis bir inanis vardir, bogalarin kirmiziya saldirdigi sanilir. Oysa bogalar renk korudur. Kirmiziya degil kendilerine sallanan koyu renkli beze saldirir.


YESiL : Guven veren renktir. O yuzden bankalarin logolarinda hakim renktir. Yatak odasi icin rahatlaticidir. Yesil yaraticiligi korukler. Bu yuzden buyuk lokanta mutfaklarinda yesil tercih edilir. Hastanelerde de yesil rahatlatici ozelligi nedeniyle kullanilir. Yesil alanda insanlarin daha az mide rahatsizligi cektigi saptanmistir.


SiYAH : Gücü ve tutkuyu temsil eder. Bizde ve batida siyah matemi temsil eder, oysa Japonya'da siyah mutluluktur. Siyah fonda kullanilirsa karamsarligi cagristirir. Einstein konsantre olabilmek icin perdeleri siyah, gun isigi olmayan odalari tercih ederdi.

LACiVERT : Kozmik renk olarak kabul edilir, sonsuzlugu, otoriteyi, verimliligi simgeler. O yuzden dunyadaki firmalarin yaridan fazlasi logolarinda maviyi kullanir. Hilton logosunu laciverte cevirirken insanlarin kafasinda buyuk kurulus imaji yaratmak istedi.

BEYAZ: istikrari, devamliligi, temizligi simgeler. Politikacilar beyazi pek severler, cunku temiz, durust izlenimi vermek isterlerde ondan dolayi...

MAVi : Sakinlik simgesi. Araplar mavinin kan akisini yavaslattigina inanir, nazar boncugu o yuzden mavidir. Batida intiharlari azaltmak İcin kopru ayaklarini maviye boyarlar. Duvarlari mavi olan okullarda cocuklarin daha az yaramazlik yaptigi saptanmistir

MOR : Nevrotik duygulari aciga cikardigindan, insanlari bilinçaltinin korkuttugu saptanmistir. intihar edenlerin begendigi renktir.

PEMBE : Rahat hissettiren renk. Bu yuzden bazi buyuk magazalar tezgahtarlarina pembe uniforma giydirir ki, musteriler kendilerini rahat hissetsin diye. Pembe cocuk rengidir ayni zamanda.

SARI : Geciciligin ve dikkat cekiciligin sembolu. O yuzden dunyada taksiler saridir, gecici oldugu bilinsin ve dikkat ceksin diye. Araba kiralama sirketleri de sariyi kullanir, cunku musterilerine aldiginiz sey gecicidir lutfen geri getirin demek isterler. Sari rengi bu ozelliginden dolayi bankalar kullanmak istemez, cunku paranin gecici degil kalici olmasini isterler.


KAHVERENGi : insanin hareketlerini hizlandiriyor. Kansas universitesi Sanat universitesi'nde bir deney icin bilgisayar yardimiyla duvarlarin rengi degistirilebilir hale getirilmis. Fonda beyaz kullanildiginda insanlar sergide yavas hareket etmis. Fon kahverengiye dondugunde ise insanlar daha hizli hareket etmisler, muzede daha cok yeri daha az zamanda gezmisler. Kahverengi insani hizlandiriyor, bu yuzden fastfood restoranlari ic mekanda kahverengi kullaniyor. Kahverengi toprak rengi, bu yuzden kiyafetlerde pek tercih edilmez, cunku kahverengi giyen insanlar kalabalikta dikkat cekmiyor.

Yazılarınızı kolay okunması için elinizden geldiğince kısa tutun. Bu bölüme kendinizle ya da firmanızla ilgili vermek istediğiniz bilgileri girin.

ismim@benimadresim.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın